MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihindeki tarihi çağrısıyla başlayan, terör örgütü PKK’nın kendini feshetmesi ve silah bırakma kararı almasıyla devam eden ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinde tarihi nitelikte bir dönüm noktasına gelindi.
Soru: Bölgemizdeki gelişmelere bakınca ‘Terörsüz Türkiye’nin önemi herkes tarafından daha net anlaşılmıştır. MHP Politiği, ‘Terörsüz Türkiye’ ile bölgesel gelişmeler ve uluslararası ilişkiler arasında nasıl bir bağlantı kurmaktadır?
‘Terörsüz Türkiye’nin birinci aşaması, terör örgütüne silah bıraktırma ve bölgenin terör unsurlarından temizlenmesi olsa da Türkiye’nin dış politikada daha bağımsız hareket edebilmesi, yakın coğrafyasında barış ve istikrarın güçlenmesi, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkinliğinin artması, ‘Terörsüz Türkiye’nin hedefleri arasında yer almaktadır.
Esasında, bölgemizde ‘Şark Meselesi’nde ikinci perdenin sahnelenmek istendiği görülmektedir. Hedef; parçalanmış ve bölünmüş egemen devletlerdir. Ancak Türkiye, yeni Sykes-Picot düzenini, Balfour’daki sinsi planları ‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle bozmuş, terörsüz bölgenin yeşermesiyle emperyalizmin bu coğrafyadaki emellerine darbe vurmuştur.
Devlet altı etnik, dini ve mezhepsel grupların yönetilebilir otonom bölgelere bölünmeleri ve bu bölgelerde vekalet savaşlarını yürüten illegal/terör örgütleri Türkiye’nin ontolojik güvenliğini tehdit edegelmiştir. Lübnan, Irak, Suriye gibi ülkelerdeki politik istikrarsızlıklar ve bölgemizdeki yönlendirilebilir parçalı yapılar, Türkiye’nin sınır güvenliğinin yanı sıra egemenliğini, toplumsal ve kurumsal yapısını da etkilemektedir.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ‘Düvel-i Muazzama’ olarak adlandırılan büyük devletlerin, Türk toprakları üzerindeki bölücü, yıkıcı ve işgalci politikaları Şark meselesinin temellerini oluşturmuştur. Şark meselesi, Osmanlı Devleti’nin bölünme ve parçalanma hedefine müstenit paylaşılma sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim, Osmanlı Devleti içerisinde gayrimüslim unsurların ayrılıkçı/bölücü hareketleri, 1878 Berlin Antlaşması ile ivme kazanmış; Osmanlı Devleti 1911’de Kuzey Afrika’daki son toprağını, 1912’de ise Balkanları kaybetmiş; 1920’de Sevr dayatması ile tarih sahnesinden silinmenin eşiğine gelmiştir.
Türkiye’nin yakın coğrafyasında barış ve istikrarın güçlenmesi, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkinliğinin artması, ‘Terörsüz Türkiye’nin hedefleri arasındadır.
MHP, devletin teminatı
Şark meselesinin yeni perdesinde, Türkiye’nin ontolojik güvenliğine yönelik tehditleri bertaraf edebilecek kurumsal hafızaya sahip yegâne müessese, Milliyetçi Hareket Partisi’dir. ‘Terörsüz Türkiye’, MHP politiğinin ve kurumsallığının bu riskleri gören bölgesel ve küresel barış misyonudur. Zira MHP politiği ve kurumsallığı, Türkiye’deki darbelerle sınanan, ideolojik çatışmalarla çelikleşen, etnik/mezhepsel ayrıştırma hamlelerini boşa çıkaran; ulus-devlet kurumsallığının teminatı ve Cumhuriyetin hafızasıdır. Bu husus MHP’yi, Türk milliyetçiliğiyle beraber Türk siyasetinin de merkezine taşımaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, Türk tarihinden, köklü devlet kurumsallığından ve kadim medeniyet birikiminden aldığı ilhamla bölgesini de içine alacak şekilde Türk barışını inşa etmek arzusundadır. Türk barışı, Türk milletinin tarihi misyonu çerçevesinde düzen, adalet ve istikrar unsurlarına dayanan, Türkiye’nin medeniyet birikimlerini dış politika yapımında etkin ve rasyonel bir şekilde denklemin içinde tutan reel politikaya dayanmaktadır. Bu yönüyle Türk barışı, hem Türkiye’nin hem de bölgemizin ahlaki ve manevi yükseliş hamlesi, adil ve paylaşımcı huzur ve refah modelinin teminatıdır. Bunun için öncelikle ülkemizde ve bölgemizde istikrarın tesis edilmesi, etnik, dini ve mezhepsel ayrışmanın sona erdirilmesi elzemdir. Türk barışı, başta Suriye olmak üzere Irak, Lübnan gibi bölge ülkelerinde merkezi otoritelerin güçlendirilmesini, milli birliklerinin ve toprak bütünlüklerinin muhafaza edilmesini, demokratik hukuk devleti sisteminin tesis edilmesini hedeflemektedir. Bunun için de öncelikli olarak illegal silahlı yapıların ve terör örgütlerinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Bu nedenle ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin başarısı ile Türkiye’nin dış politika konsepti, birbirini besleyen ve doğrudan etkileyen iki temel unsur üzerinden şekillenmektedir. Bu doğrultuda iç cephede milli birlik ve beraberliğimiz ile egemenlik haklarımız güçlendirilirken, dış politikada da millî menfaatlerimiz doğrultusunda kararlı, çok boyutlu, proaktif ve barışçıl bir yaklaşım sürdürülmelidir.
Emperyalizmin etnik, dini, mezhep temelli ayrıştırıcılığa ve kaosu süreklileştirmeye dayalı çabası yeni değildir. Vekâlet savaşları ve terör yoluyla siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarsızlık ürettikleri bilinmektedir. Ülkemiz üzerinde de araç, yöntem ve aktörleri değişse de amaç ve hedefleri değişmeyen benzer oyunlar oynanmıştır. Darbelerle, Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi söylemlerle milletimiz ayrıştırılmak, bir çatışma iklimi oluşturulmak istenmiştir. Bu durum Türkiye’de istikrarsızlığa sebebiyet verse de Türk milleti bu oyunlara gelmemiş, kardeşliğinden taviz vermemiştir. Terörsüz Türkiye ile farklılıklarımızın aramızda tefrikaya yol açmasına müsaade edilmeyecek; ortak değerlerimizi besleyen ve zenginleştiren milli bütünleşme ülkümüz tahkim edilecektir.
Terörsüz Türkiye, bölgemizdeki tahrik ve çatışmalara karşı da birlik ve dayanışma modeli olarak bölgesel istikrar ve barışı hedeflemekte. Binlerce kilometre uzaktan gelerek bölge halklarının kaderiyle oynama dönemi artık geride kalmalı.
UYKULARINI KAÇIRAN GERÇEK
Terörsüz Türkiye, bölgemizdeki benzer tahriklere ve çatışmalara karşı da birlik ve dayanışma modeli olarak bölgesel istikrar ve barışı hedeflemektedir. Türk barışı, ülkelerin iç işlerine ve toprak bütünlüğüne saygılı, bölge kaynaklarının güven ortamı içerisinde ülkelerin ve toplumlarının kalkınmasına katkı sağlayacak şekilde kullanılmasını hedeflemektedir. Binlerce kilometre uzaktan gelerek bölge halklarının kaderiyle oynama dönemi artık geride kalmalıdır. Terörsüz Türkiye’ye karşı çıkanların uykularını kaçıran gerçeği de burada aramak gerekir.
Belirtmek gerekir ki Türkiye, Asya ile Avrupa arasında enerji, ulaştırma ve ticaret koridorlarının kesişim noktasında bulunmaktadır. Orta Koridor, Kalkınma Yolu Projesi, Turan Koridoru (Yolu) ve enerji nakil hatları gibi stratejik projelerin başarıya ulaşması, büyük ölçüde güvenlik ve istikrar iklimine bağlıdır. Terörsüz Türkiye, bu projelerin daha etkin şekilde hayata geçirilmesine katkı sağlayacaktır.
Türkiye, terörle mücadelede elde ettiği tecrübeyi bölgesel istikrarın inşasında diplomatik bir avantaja dönüştürebilecektir. Suriye, Irak ve diğer komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü esas alan, terör örgütlerine alan bırakmayan ve bölgesel iş birliğini önceleyen bir yaklaşım, Türkiye’nin uluslararası etkinliğini daha da artıracaktır. Aynı zamanda savunma sanayii, lojistik, turizm, tarım ve sınır ticareti gibi birçok sektörde yeni fırsatlar doğacaktır. Güvenlik için ayrılan kaynakların önemli bir bölümünün eğitim, teknoloji, üretim, altyapı ve sosyal kalkınmaya yönlendirilmesi, Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ivme kazandıracaktır.
Netice itibarıyla ‘Terörsüz Türkiye’; yalnızca güvenlik politikalarının başarısı değil, ekonomik refahın, diplomatik etkinliğin ve bölgesel istikrarın da stratejik anahtarı olarak değerlendirilmelidir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında güçlü devlet, güçlü ekonomi ve etkin dış politika hedefleri, güven ve istikrar iklimiyle daha sağlam bir zemine oturacaktır. Terörsüz Türkiye gelecek Türk asırlarının müjdesidir. Aynı zamanda da kaos ve kargaşa ile anılan bölgemizde barış ve huzurun, kardeşlik ve dayanışmanın, istikrar ve kalkınmanın anahtarı olacaktır.
Soru: Milli birlik, demokrasi ve hukuk devleti gibi önemli vurgularınızın yanında temel hak ve özgürlükler ile ‘Terörsüz Türkiye’ arasındaki bağı da sormak isterim. Terörsüz Türkiye ile hak ve özgürlüklerin mahiyeti nasıl olacaktır?
Türkiye temel hak ve hürriyetlerin anayasal güvence altında olduğu, insan haklarına saygılı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Aynı zamanda bireysel hak ve özgürlükleri daha da geliştirme arzusundadır. Bireysel hak ve özgürlükler, doğal hukuk doktrininden doğmuş, modern devlet düşüncesinde anayasa ile teminat altına alınmıştır. Bu bağlamda kişiye sıkı sıkıya bağlı, vazgeçilmez, devredilmez, paylaşılmaz çekirdek haklar üzerinde devletin keyfiyetini ve etki alanını sınırlamıştır.
Bir gruba, sadece o gruba ait olduğu için tanınan kategorik/kolektif haklar ise bireysel iradeyi yok eden, demokrasiyi tıkayan ve milli egemenliği aşındıran, ayrıştırıcı bir mahiyete sahiptir. Etnik köken, cinsiyet ya da dini/mezhepsel grupları referans alarak şekillendirilen kolektif/kategorik haklar, özellikle ulus devletlerin bünyesinde yaşayan farklı etnik ve dini grupları, vatandaşlık kimliğinin ve hukukunun temel dinamiğinden ayırarak, parçalayıcı, ayrıştırıcı kimlik, etnik ya da mezhep/dini grup siyasetini doğurmakta; bu yönüyle de arkaik, ilkel ve tahakkümcü bir nitelik taşımaktadır.
Soru: Terörsüz Türkiye sürecinin öne çıkan en önemli vurgularından birisi de iç cephe oldu. İç cephenin tahkim edilmesinde temel enstrümanlar nelerdir?
Türkiye, iki asra yaklaşan demokratikleşme ve yenileşme tecrübesi ışığında Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında muasır medeniyet ülküsünün en önemli gereklerinden olan demokratik hukuk devleti ilkesini daha da güçlendirme aşamasındadır. Toplumsal barış ve huzurun temini için daha demokratik ve şiddetin her türlüsünü reddeden bir anlayışla millî birlik ve toplumsal uzlaşmanın tesis edilmesi iç cephenin güçlendirilmesi bakımından da temel bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır.
YA TERÖR YA DEMOKRASİ
Toplumun tüm kesimlerinin kendisini eşit, saygın ve güvende hissettiği bir yapı, terörün haksız ve temelsiz propaganda unsurlarını ortadan kaldıracak ve aynı zamanda demokrasinin gelişmesine de önemli katkı sağlayacaktır. Huzur ve refah artışıyla birlikte Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşması kolaylaşacaktır. Bu hedeflerin önündeki en önemli engellerden biri olan bölücü terörün ortadan kalkması ile birlikte Türkiye’nin daha güçlü bir demokrasiye ulaşması ve muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkması mümkün olabilecektir.
Demokrasi, milli kimliğimizin ve milliyetçilik anlayışımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Terörsüz Türkiye’de demokratik hukuk devleti tahkim edilecektir. Zira terörün ve şiddetin olduğu yerde insanların hür iradesinden, insan haklarından ve demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Terör ve şiddetin gölgesinde demokratik siyaset daralır, alternatif çözüm yolları tıkanır ve siyasi katılım süreçleri sağlıklı bir zeminde ilerlemez. O sebeple ‘ya terör ya demokrasi, ya silah ya siyaset’ dedik ve herkesi Türkiye için bir olmaya davet ettik. (Türkgün)









